Monday, January 6, 2020

SATÜRN PLÜTO KAVUŞUMU ve Yengeç Burcunda Ay Tutulması - 10 Ocak 2020 ve 12 Ocak 2020

21 Ocak’a kadar en önemli astrolojik olay: SATÜRN PLÜTO KAVUŞUMU!

10 Ocak Ay Tutulması için ayrıca bir yazı yazmaya gerek yok. Bu Ay Tutulmasının tek anlamı SATÜRN PLÜTO KAVUŞUMUNU dolu dizgin tetiklemektir!

Satürn Plüto Kavuşumunun anlamını bağlantıdan okuyabilirsiniz:


21 Ocak’a kadar sürecek bu büyük etki 22° Oğlak’ta yaşanacak.

Siz bu etkiyi hangi konuda yaşıyorsunuz?

Doğum Haritanızda 22° Oğlak hangi eve düşüyor?

DOĞUM HARİTANIZI ÇIKARDINIZ MI?

Bu videoyu izleyerek sadece 1 dakikada Doğum Haritanızı çıkarabilirsiniz:


22° Oğlak Doğum Haritanızda hangi evde ona bakın.

Bu videoyu izleyerek EVLERİN anlamını öğrenebilirsiniz:


21 Ocak’a kadar etkili SATÜRN PLÜTO DÖNÜŞÜMÜ sizin hangi evinizde yaşanıyor?

Bu ev hangi konuya tekabül ediyor?

Son 1 aydır bu konuda dönüşüm yaşıyor musunuz?


Bu soruların cevaplarını sosyal medya hesaplarında yorum kısmında veya ilminucum blog’unun yorum kısmında yanıtlarsanız çok mutlu olurum. Geribildirimleriniz hepimiz için zenginleştirici olacaktır.

7 comments:

  1. Valla yazalım Efe'cim.
    Benim 5. evde. Natal boğadaki Jupiter'e tam üçgen yapıyor malum. Yengeç'te de 18. derecelerde ay var.

    4 yıldır astrolojiyle ciddi olarak ilgileniyorum. Plüto oğlak (5.eve) girer girmez hayatımın ilk ciddi aşk deneyimini yaşamıştım. Manyak bir deneyimdi. Sonra olmayıca haliyle dine yöneldim. Ama hayatım o aşk sebebiyle tamamıyla değişti. Bu 10 yıllık süreçte birkaç travmatik sevgili ilişkilerim de oldu. Kafayı sıyırdım yani, hastanede yattığım zamanlar oldu. Bu aşk ya da ilişkiler plüto etkisiyle aşırı tetikleyici oldular. Şizofreni, okb, paranoya vs tüm zihinsel problemler tetiklendi. Sekizinci evdeki uranüs ile üstlerine gittim 200 farklı daldan kişisel gelişim tekniği (hipnoz, eft, holoterapi, psikaanaliz, psikodrama en sonunda da asroloji ve bugünlerde de tarot) ile bayağı bir temizledim bilinçaltını.

    ReplyDelete
    Replies

    1. Uzun lafın kısası plüto tutuku ilişkileriyle hastalıkları ve problemleri tetikledi, uranüs ile de iyileştirme metodlarını buldum ve uyguladım kendi üzerimde.

      Ha şimdi ne oluyor sorusuna gelirsek;
      Satürn oğlak'a girer girmez bir anda en başta "aşık" olduğum kişiye olan ilgim tetiklendi. Böyle psikopat bir tetiklenme, astroloji bildiğim için her şeyin de farkındayım. malum kişiyle bir bağım da yok ama öyle bir tetiklendi ki (satürn-satürn kavuşumu da var) 3 hafta görmezden geldim ama çözüm olmadı sonunda teslim oldum ve mesaj attım malum kişiye. O aralar çalışmıyordum, sevmediğim bir iş teklifi vardı, sadece denk gelir de onunla bir hayat kurarız belki diye de daha önce reddettiğim iş teklifini kabul ettim. Ama yürümedi iş. Ve konu da kapandı mart ayında. Meselenin ana fikri şuydu: ben ekonomik olarak bir güç sağlayıp aile kuracak durumda değilim ne istersem isteyeyim ya da hissedeyim.

      Gelelim Plüto-Satünün yakınlaştığı nisan ayına.
      Netten bir oyun oynuyorum 7-24. Burada bir klanın lideriydim. Bayağıda aktif bir liderdim. Sanıyordum ki bu liderlik(aslan teması süreci benim -Satürn-plüto sınavım olacak. Ama hiç de öyle olmadı.

      18 mayısda 100 kişilik klan trajik bir şekilde dağıldı. Her şeyi elime yüzüme bualaştırdım. Başka bir klana geçtim.

      Ve o klandan birine karşı çok sıradışı bir bağlılık hissetmeye başladım. Bunun için ikiz alev falan diyorlar bilmiyorum büyük ihtimalle satürn-plüto etkisiyle geçecek bir şey ama öyle bir bağlılık duyuyorum ki olayı çözümlemem mümkün değil. kalp ya da bilinçaltı kendini adamış durumda ilk günden beri. Oluru olan bir ilişki değil hiçbir açıdan. Zaten klanın tamamı yabancı insanlardan oluşuyor. Ama söylediğim gibi bağlılığı bir türlü kıramıyorum 8 aydır. 4 kere klandan ayrıldım ama malum kişiden kopamıyorum bir türlü. Başta kendimden nefret ettirmeye çalıştım, olmadı, üstüne gittim kendimi reddettirmeye çalışım o da olmadı. Rest çekiyorum, meydan okuyorum olmuyor abi. bir türlü aşamıyorum. gidiyorum ama malum bağ kuvvetli, bırakmıyor ki hayatıma devam edeyim. Ben de pes ettim artık. Bir şey yapmıyorum zamana bıraktım. 8 aralıkta bir fırsatını bulup kaçtım yine bir aydır iletişimim hiç yok ama zihinim %80'ine hakim halen. Korkum onun da aynı şekilde hissediyor olması. Böyle bir olasılık mevcut. Ama aşırı ketum olduğu için o konulara asla girmiyor. Malum kişi oğlak familyasından olduğu için olayların ileride daha da sarpa sarmasında korkmuyor değilim. Gelip ben de seninle yaşamaya hazırım derse boku yedim. Zira her koşulun imkansız olduğu bir durumda imkansızı oldurmaya uğraşacak değilim ama nasıl bir durumsa kalp ve bilinçaltı kesin olarak bağlanmış durumda. Zihin ise asla tutarlı, mantlıklı, gelecek vaadeden bir şey değil, tam anlamıyla saçmalık diyor. Çık işin içinden.

      Hani gel almanyaya birlikte yaşayalım, hayat kuralım dese gitmemem lazım çünkü tüm işaretler olumsuz. Ama bağlılık sonunda ölüm ya da sürünme bile olsa çekiyor. Plütoya direnilmez diyorlar, ne kadar direnebilirim bilmiyorum. Oraya gidip rezil olup gelmek var %80, ama işte kaderde yazılıysa bir kötü tecrübe illa yaşatacak onu kader. önceden sezip engellemek, önüne geçmek mümkün olmuyor. ama yine de gitmem. y ani göz göre göre gidilmez. satürn-plüto kavuşumunun 9. evdeki natal boğa-jupiter ile kesin üçgeni yedi bitirdi beni. dur bakalım nereye varacak bu işin sonu

      Delete
  2. Selam Efe, malum kavuşumdan süresince büyük bir değişimi gözlemledim. Bundan bahsetmek istiyorum.

    Satürn-Plüto kavuşumu 5 evde ve natal boğa-jupiterine tam üçgen, aya ise 6-8 derece karşıt yapıyordu.

    Uzun bir süredir kişisel gelişim ile ilgilendiğimden bahsetmiştim. Çok büyük bir final farkındalığa eriştim diyebilirim satrün-plüto kavuşumu anında.

    Kendimi bildim bileli(31 yaşındayım) kaygı bozuklukları, çekingenlik, aşırı yoğun reddedilme korkuları yaşarım. Basit olarak sosyal fobi de denilebilir. Bunları yenmek için de eft'den oto-hipnoza, psikanalizden astrolojiye kadar birçok metod üzerinde aşırı yoğun çalıştım, 20'den fazla kitap okumuşumdur, 4 kere aile-dizimi çalışması yaptırdım kendim için, 8 hipnoz çalışmasına katıldım vs.

    Satürn-plüto kavuşumu esnasında şu durumu fark ettim. "Ben yüce bir insanım." Bunu önce bir mantra gibi onlarca kez söyledim, tesirinin kuvvetli olduğunu görünce daha da üstüne gittim. Ve farkttim ki hayatımı sosyal açıdan köle kültürüne sahip biri olarak yaşamışım. Buradaki yücelik vurgusu karşılaştırmalı yani relative bir yücelik değil, durumsal bir yücelik. Ben yüceyim çünkü insanım. Bir gazlama ya da motivasyon amaçlı olarak da bunu yapmıyorum. Bu malesef bana 2 tip insan olduğunu gösterdi. Yüce olduğunu iddia eden insanlar ve ev hayvanı gibi "sahip"lrinden sevgi-saygı-onay-destek-kabullenme-ilgi bekleyen insnalar. Ve ben malesef hayatım boyunca diğer tüm insnalara "sahibim" gibi davrandım. Nasıl bir evcil köpek sürekli insanların sevgi-ilgi-onayını beklerse ben de sürekli bu şekilde yaşadım. İnsanlar tepkileri önemli değil, benim tek amacımdı. hedefim başarlığı olmak değil "sahip"lerimi etkilemek, onay almak, desteklenmekti.

    Yüce olduğum bilincine ulaşınca kendini beğenmiş biri olmadım. Sadece diğer hiçbir insanın hiçbir tepkisinin bir önemi olmadığını kavradım. Bir ortama girdiğimde ben yüceydim, her şartta ve koşulda yüceydim, ististasız her şartta ve koşulda. dolayısıyla bir onaya, kabullenilmeye, desteğe, sevgiye, ilgiye ihtiyacım yoktu. İnsanlarla konuşurken yüzlerine ilk baktığımda bir onaylanma, saygı emaresi görmem gerekiyordu çünkü ne olursa olsun, istisnasılz, ben yine yüceydim ve yüce olacaktım.

    ReplyDelete
    Replies
    1. hatalar yapabilirdim, dalgınlık gösterebilirdim, salak durumuna düşebilirdim, başarısız olabilirdim ama temelde benim hiçbir şey değilsem bile yüce olduğum inancı benim için yeterliydi çünkü şu bir gerçek ki her insan zaman zaman bunları yaşayabilir, kaldı ki komple böyle yaşasam bile ben yine yüce bir varlığım. EN azından köle olmayı, ev hayvanı olmayı kabul etmiyorum, ben yüce olmayı ben yüce olarak yaşamayı seçiyorum, kaldı ki düşünebilen her insan gerçekten çok üstündür ve zaten her takdirde yücedir. düşünemiyorsa zaten hastadır, tasnif dışıdır. Dolayısıyla yüce olmak isteyen her insan yüce olabilir. yeterki yüce olmayı seçsin.

      benim annem ve babam ev köpeği formu olmayı seçmişler, sosyal köle olmayı seçmişler, dolayısıyla ben de köle olmayı öğrenmişim onlardan ve tek yol bu sanmışım. diğer yüce davranan ve diğer insanalrı önemsemeyen insanları bir türlü anlamamışım.

      Burada sorun da şu. Eğer siz ev hayvanı olmayı seçerseniz, saygı görmezseniz, ilgi görmezseniz, kabul görmezseniz.. o zaman inanılmaz bir değersizlik ve yetersizlik duygusu içine girersiniz. bir köpeğe ilgi göstermeseniz gider ve ağlar, çünkü onun varoluşunu adadığı tek şey ilgi ve sevgidir. alamazsa dünyası yıkılır ve içine kapanır. sonra o ilgi ve sevgiyi almanın başka yollarını arar.

      AMA yüce olmayı seçen bir köpek olsun misal, artık insanların ilgisini çok da umursamayacaktır çünkü kendi de insanlar gibi yücedir artık. Başına ne gelirse gelsin yücedir, o insnalardan hiçbir farkı ve eksiği yoktur. zaten neden o insanalr ilgi ve sevgi bekliyordur ki, hepsi yüce varlıklardır ve yüceler sohbeti gibi bir sohbet ederler ve birbirleriyle fikirleri ve düşüncelerini paylaşırlar ve giderler. ne köpeğin ilgi ve sevgiye ihtiyacı vardır ne de köpeğin iletişim kurduğu insanın ilgi ve sevgiye ihtiyacı vardır. köpek sosyal gereksinimlerinden dolayı insanlarla hiçbir karşılık beklemeden iletişim kurar, onlar çok düzeyli ve stabil sevgi ve alaka gösterir, eğer o sevgiyi ve alakayı alamazsa yüceliğinden bir şey eksilmez, güler ve yoluna devam eder o ilgi ve alakayı başka birine gösterir. zaten herkese doğal olarak bu şekilde davrandığı için de herhangi bir zor durumda da hissetmez kendini. zaten karşılık beklenmeden ilgi ve alaka gösterdiği kişiler de çok büyük oranlarda ilgi ve alaka ile cevap verirler ona. Köpeğe kendini yüce kabul ettikten sonra bir saygınlık da gelmiştir ve bu saygınlık iletişime geçmeye çalıştığı insanlarda da bir karşılık bulur.

      uzun lafın kısası hayatımı bir ev köpeği formunda yaşamışım. bir süs ev köpeği gibi tek varoluş gayem sahiplerimin yani tüm diğer insanlar ilgi-alaka-sevgi ve desteklerini almak onlar tarafında onaylanmak ve onları etkilemek olmuş. diğer tüm insanları üstün ırk, kendimi alt ırk olarak kabul etmişim.

      Bu Aslan burcunu temsil eden 5. evde olan satürn-plüto kavuşumu benim insan olarak yüce olduğumu ve yaşadığım tüm zihinsel buhranların bir özdeğer ilüzyonu olduğunu gösterdi.

      Çok uzun lafın kısası tanımadığım insanların yüzlerine daha önce ilk baktığım zaman kendimi uçurumun kenarındaymış gibi korkunç aşırı kaygılı hissederdim. Çünkü herhangi bir reddedilme, saygı duyulmama, ilgisizlik vs benim o uçurumdan düşmem demekti.
      Şimdi ise insanların yüzlerine gökyüzünde çok çok yüce bir konumda zeminden bakıyorum. Eğer ilgi-sevgi vs alamazsam bir gülme geliyor, yürüyüp geçiyorum, eğer bir karşılık alırsam bu ikimizin de ruhsal olarak ilerlemesi ve huzur bulmasına olanak veriyor.

      Delete
  3. Dünya genelinde ise satürn-plüto kavuşumunun bana göre en büyük dehşetli ve devasa etkisine hepimiz şahit olduk. Sadece tarihin içinde yaşayan bireyler olarak bunu göremiyoruz.

    Olan olay şu: İran gibi yapayalnız çaresiz ve ekonomik olarka iflas etmiş bir ülke Amerika gibi tek dünya imparatorluğunun üstlerini tekrar tekrar bombaladı, bunu açık açık ilan etti. Ama amerikanın buna hiçbir cevabı olamadı. Bundan daha büyük ve şaşkınlık verici bir şey son 500 yılda yaşanmış mıdır emin değilim.

    Roma imparatorluğu, Osmanlı imparatorluğu ve Büyük Britanya imparatorluğu ve en son da ABD imparatorluğu.. Bu ülklerin hiçbiri asla ve asla böyle bir saldırıya yüzyıllar boyunca sessiz kalamazlardı, bırakın misilleme yapmayı, iran'ı haritadna siler dümdüz ederlerdi. İran'da taş üstünde taş bırakmaz ve tüm dünyaya "dünyanın tek hakimi biziz. bize yan bakanı böyle yaparız" derlerdi. Ancak oğlak'taki satürn-plüto göstedi ki artık bir dünya lider devleti yok, istese de yok. Olamayacak da.

    Amerikanın bu saldırıya sessiz kaldığı an dünya çok-kutupluluğa geçti. Artık abd eski dünyanın hükümdarı, yeni dünyanın kutuplarından sadece biri, iran da bir kutup, rusya da, avrupa da, çin de, hindistan da, koreler de.. artık her ülke bir kutup, ve bu ülkelr elbette güçleri oranında öndeler, abd ile iranın eşit güçte olduğunu, denk kutuplar olduğunu iddia etmek söz konusu değil, ama abd artık iran'ı yok edebilecek bir formda değil, iran çıkıp ben de dünya da söz sahibi bir ülkeyim istersem abd üslerini vururm dediğinde abd bir şey yapamıyor. abd'nin dünyada oluşan kutupları yok etme, sindirme gücü bitti. artık dünyada kutup olmak isteyen kutup olabilecek. gelecek 30 küsür yılda dünya çok kutupluluğa alışacak.

    ReplyDelete
  4. gelecek günlerde yine abd'den hamleler görebiliriz, hatta işgale bile yeltenebilir. ama bu abd'nin artık dünyanın tek kutubu olmadığı gerçeğini değiştirmiyor. büyük ihtimalle abd duruma direnecek ve ingiltere gibi kendini yeniden kanıtlamaya çalışacaktır ama hatırlarsanız ingiltere katıldığı 2 dünya savaşında da aslında mağlup oldu. abd'nin yardımıyla galip ülkeler sınıfına girdiler.

    mesele abd'nin tepki verip vermemesinden ziyade bunu düşünebiliyor olmamız. eski dünya düzenine göre böyle bir durumda düşünmek söz konusu bile olmazdı, insanlar konunun etik yanlarını düşünmezlerdi bile. üsleri vurulan amerika daha savaş ilan etmeden iran'ı bombarduman altına alır, sonra da barış şartlarını açıklardı. herkes de abd'nin önünde ceketini ilikler, bunun böyle olması gerektiğine dair yorumlar yapardı. ama zaman değişti.

    tabii bu durumu gerçek günleik hayatta da göreceğiz. artık dünyada tek dünya hükümdarı olmadığı gibi toplumlarda da tek hükümdar kavramı yavaşça yok olacak, zaten birçok mecrada silikleşmeye başladı

    örneğin ailede eskiden aile reisi babaydı, babanın sözü dinlenirdi, sonra bu baba ile anne oldu, sonra demokrasi geldi, herkes fikrini söyler baba uygun gördüğünü demokrasiye ve mantığa uygun olanı yapardı. artık ailede reis kavramı yok olacak. artık herkes istediğini istediği şekilde yapacak, baba olmanın bir hükmü olmadığı, annein söylediklerinin değersiz olduğu hükmü yaygınlaşacak. elbette nasıl abd halen dünyada belirli bir güç sahibi ve dunyada çok güçlü bir kutup olma özelliğini koruyorsa baba da ailede büyük bir güç sahibi ve otorite konumunu koruyacak ama çocuklar da artık birer otorite olaraklar güçleri nezdinde. çocuk da iran gibi gerekirse babasına artislik yapacak ama baba çocuğuna bir tane vuramayacak, kabullenmek zorunda kalacak. belki ekonomik olarak sıkacak çocuğu, ama gönlü elverdiğince... yani artık aileler de çok kutuplu ve reissiz olacaklar. her aile bireyi birer kutup ve reis olacaklar.

    ReplyDelete
  5. okulda artık öğretmenleri dinleyen de takan da yok. çok iyi öğretmenler dışında saygı gören öğretmen yok. artık sınıflar da çok kutuplu bir hale gelecek. örneğin öğretmen bir öğrencisinin üstüne yürüdü, öğrenci de onun üstüne yürüyecek, artık abd gibi öğretmenlerin de iktidarları ve üstünlükleri sorgulanacak. eskiden olsa böyle öğrenciler disipline gönderilirlerdi ama artık bütün öğrenciler böyle olacak. diyelim bir öğrenci öğretmenine tokat attı, iran'ın abd'yi vurması gibi, eskiden öğretmen de öğrencisini tokatlat mahvederdi, öğrenci de bir de okuldan atılırdı. şimdi böyle bir durumda o öğretmen sınıftan çıkamaz, okulun öğretim düzeyine göre ya o öğretmeni fena benzetrler, ya tartaklarlar, ya da en iyi ihtimalle öğretmenden şikayetçi olunur ve öğretmenin işine son veriir. yani bitti artık öğretmenliğin üstün sınıfı, sınıfta öğrenci neyse öğretmen de o, hatta öğrenciler birlik yaparak öğretmeni yalnız bıkarır ve daha da güçsüz düşürebilirler.

    ülkelerin içlerinde de duurum böyle. artık devletlerin rakipleri var, şirketler, artık devletler tek kutup değil, kafasına göre kimseyi tehdit edemezler, örneğin devlet koç'u tehdit etti, koç derse ki, ben tüm çalışanlarımı işten çıkarıp tüm üretimi durduruyorum eğer tehdinini geri almazsan, iktidarı devirir, artık şirketler hem ekonomik olarak hem de katma değer olarak ülkelerden daha güçlü konumdalar, o yüzden bu kadar vergi indirimi alıyorlar. hatta zaten birer güçlü kutup olan şitketler birlik olarka devleti yalnız bırakarak çin-rusya-iran'ın abd'yi yalnız bırakması gibi, devleri daha da zorlayabilirler.

    insanın psikolojisinde de bu durum kişinin içindeki farklı istek ve duyguların birbirine karşı kutup olması olarak görebiliriz. artık insanlar bir "hedef" belirleyip o hedefte gidemeyecekler, farklı farklı hedeflerin peşlerinde çok amaçlı bir halde yaşayacaklar. örneğin bir kişi evlenmek de isteyecek, özgür kalmak da isteyecek, çalışmak da isteyecek ama tatil yapmak da isteyecek, ve böyle bir çok kutuplu istek ve arzuları olacak. sonuçta da "özgür-evlilikler" çalışma saatleri çok esnek işler moda olacak, getirileri az bile olsa. yani insanların istek ve arzuları da birbirlerine galebe çalamayacak ve çok karmaşık ve katmanlı çelişkili durumlar göreceğiz. Kişiler isteseler de örneğin evlenmek ya da özgür olmak arasında bir seçim yapamayacaklar. diyelim biri evlenmeyi seçti, hep mutsuz olacak çünkü özgür olmayı arzulayan tarafı asla huzur vermeyecek kişiye boşanana kadar, ama özgür olmayı seçerse de hep evlilik kovalayacak, sürekli evlilik planları yapacak, böyle bir savaşta kişi çaresiz çözümü özgür evliliklerde bulacak. dünya çok-kutuplu bir sürece girdi.

    ReplyDelete