Friday, March 13, 2020

İsimlendirmek


«Gidilebilen Yol, ebedî Yol değildir.
İsimlendirilebilen isim, ebedî İsim değildir.
İsimsiz olan, göğün ve dünyanın başlangıcıdır.
İsimlendirilen, her şeyin Anasıdır.

Böylece,
Tutkudan özgürsen, Gizem’i görürsün.
Tutkuyla doluysan, tezâhürleri görürsün.
Bu ikisinin orijini aynıdır; ama ismi farklıdır.
Bu Sır’dır.
Sırların Sır’rıdır.
Tüm gizemlere açılan kapıdır.»
— Lao Tzu, Tao Te Ching, 1.Bölüm

Bir şeye isim verdiğimizde, onu hapsederiz.

Onu kelimelerle anlattığımızda, onu özünden koparırız.

Bu sebeple,
Ne kadar kafa yorarsak yoralım,
Ne kadar düşünürsek düşünelim,
Ne kadar rasyonel akla uydurursak uyduralım,
Ne kadar kelimelendirirsek kelimelendirelim,
Ne kadar yazarsak yazalım,
Aslında Hakîkat’den bahsedemeyiz.

Gerçek düşünerek algılanamaz.
Hakikât beyinde tahayyül edilemez.
Düşüne düşüne Sır’ra erişemeyiz.
Aklımızla Gizem’i bulamayız

Bu insanın Merkür’le sınavıdır.
Düşünce dünyasında takılı kalma sınavı.

Buna her zaman Venüs’le sınav da eşlik eder.
Arzulara esir olma sınavı.

Maharet Güneş’le sağlıklı benliği oluşturmak ve dengeyi kurmaktır.
İrade ile benliğini bütünlemektir.

Bu Platon’un sağlıklı bir ruh için koştuğu arzu-irade-akıl düzenidir.

Ancak kavramlarla düşünmeye ve kelimelerle konuşmaya başladığımız anda Merkür’ün hapsine gireriz.

Biz sadece beynimizdeki sinir uçlarından elektrik akımının geçmesiyle algılarız.
Yani tüm algımız bir zihin network’üdür.

Kendi yarattığımız zihinsel imajda yaşıyoruz.

Bu yanılsama alemi olan Maya’dır.
Bu sahte görüntülerden oluşan Matrix’dir.

Zihnin yarattığı bu hayali âlem kendi kendini var etmez. Zihinsel imaj, beş duyunun girdilerine dayalıdır. Yani Venüs’ün arzular filtresinden geçmiş beş duyu aracılığıyla Zihin, ham maddeyi alır, beyinde işler.

Merkür ve Venüs birlikte Maya âlemini yaratır.

Beş duyumuz güvenilir değildir.
Renkleri ve boyutları bozarak görürüz.
Sesleri bükerek işitiriz.
Tadı uyuşturarak alırız.
Dokunma hissini körelterek duyarız.
Kokuları karıştırarak alırız.

Bu bozulmuş duyular fiziki âlem hakkında zihne yanlış hammaddeler verir.

Zihin de kendine göre bozulmuş bir imaj yaratır.

Biz de bu zihinsel imajı gerçeklik sanarız.
Dışarıda bir yerde, tek başına duran, fiziki bir gerçeklik var sanarız.
Onu objektif olarak gözlemleyerek bilim yaptığımızı sanarız.

Halbuki baktığımız yanılsamalar âlemi Maya’dır.
Platon’un mağarasındaki gölgelerdir.

Biz asıl ışığı veren İdea’lara bakmıyoruz.
Biz benliğimizi aşamıyoruz.

İsim veriyoruz.

Kavramsallaştırıyoruz.
Kategorize ediyoruz.
Kelimelendiriyoruz.

Bu isim verdiğimiz şeyi yok ediyor.

İsimlendirilmek, isimsiz yaşamı öldürüyor.

Søren Kierkegaard’ın dediği gibi:
«Beni isimlendirirsen, beni olumsuzlarsın. Bana bir isim vererek, bir etiket yapıştırarak, olabileceğim tüm diğer şeyleri olumsuzlarsın.»
.
Şimdi kelimelerin ötesini aramak zamanı.
Şimdi düşüncenin ötesini aramak zamanı.
Şimdi arzunun ötesinde var olma zamanı.

Bu amaçlanarak olmaz.
Bu güdülenerek olmaz.
Bu dürtüyle olmaz.
Bu istekle olmaz.

Bu boşlukla olur.
Bu eylemsizlikle olur.

Lao Tzu’nun dediği gibi isimsiz olan Başlangıçtır, isimlendirlen her şeyin Anasıdır.

İsimsiz olan Allah, yaratıcı güçtür.
İsimli olan fiziki dünya, madde âlemidir.

Musevilik’te isimsiz olan Allah’ın varlığına Tetragrammaton denir.
İsimlendirilemeyen Allah’ın dört harfli temsilidir.

Tetragrammaton her şeyin yaratıcı özüdür.

Tetragrammaton’u Kabbalah Ağacının içinden geçerek kendini gösteren ebedî Ein Sof’a benzetebiliriz.

Kabbalah Ağacının en tepesinde de isimsiz ve gizlenmiş Kether bulunur.

Kether, Zohar’da “Gizlilerin en gizlisi” olarak adlandırılmıştır.
Görülmez.

İsmsiz olan, isim aldığında Kabbalah Ağacının en altındaki Malkuth olur.
Bu Lao Tzu’nun isimlendirdiği şekilde her şeyin Anasıdır.

Bu fiziki dünyadır.
Tezâhürler âlemidir.
Sûretler evrenidir.

Malkuth doğrudan Allah’tan çıkmayan;
Ama Allah’ın yaratımından çıkan,
Tek Sıfat’ıdır.

Kether, Allah’ın aklın tasavvurundan gizli olan sıfatı “El Bâtın”dır.
Malkuth, Allah’ın yarattıkları ile varlığı açık, aşikâr olan, kesin delillerle bilinen sıfatı “Ez Zâhir”dir.

Kether, Malkuth’ta vardır.
Malkuth, Kether’de vardır.

Yin, Yang’da vardır.
Yang, Yin’de vardır.

Shakti, Shiva’yla beraberdir.

Prana, Akaşa’yla beraberdir.

Maskülen, Feminen’le beraberdir.

İsim alınca düalite başlar.
Her şey ikililikler haline gelir.

Bu Tasavvuf’taki Mâsivâ’dır.

İsimsiz olan Hakk’tır.
İsimli olan Mâsivâ’dır.

İsimsiz olan Vücûd’dur.
İsimli olan Mevcûdat’tır.

İsimsiz olan Öz’dür.
İsimli olan Töz’dür.

Lao Tzu’nun dediği gibi,
Öz’ün ve Töz’ün orijini aynıdır.
Bu Sır’dır.

Bu Sır’rı bilen tüm gizemlere açılır.

No comments:

Post a Comment